SIFIR BİR DESTANI
Sıfır sıfır sıfır sıfır sıfır bir.
Ey gök altında yaşayanlar, Ey yer üzerinde yürüyenler, Ey geçmişini unutanlar, Ey geleceğini henüz görmeyenler!
İşitin.
Bu söz taş üzerine boş yere kazınmadı. Bu söz yalnız bugünün insanına değil, yarının doğacaklarına da söylendi.
Gök vardı. Yer vardı. Zaman vardı.
Fakat sizin bildiğiniz zaman henüz başlamamıştı.
Çok uzak göklerin ardında, Sirius'un soğuk ışığı altında bir topluluk vardı.
Onlar yıldızların yolunu bilirlerdi. Gök taşının gelişini bilirlerdi. Gezegenlerin dönüşünü hesaplarlardı. Kürenin yuvarlaklığını bilirdi gözleri, zamanın uzunluğunu bilirdi akılları.
Fakat gökte hiçbir yurt sonsuza kadar kalmaz.
Bir gün gök karardı. Bir gün hesaplar bozuldu. Bir gün düzen dağıldı.
Ve onlar yola çıktılar.
Dünya'ya geldiler.
Fakat dünya onları sıcak karşılamadı.
Kutuplara indiler.
Buzun içine.
Gök ile yer arasındaki o soğuk kapının ardına girdiler. Dünyanın göbeğine saklanır gibi buzun altına saklandılar.
Sıfırıncı günün sabahı haramdı.
Oksijen azdı. Yol yokuştu. Zaman büklüm büklümdü.
Saatler durmuş gibiydi.
Mazotsuz kutuptan kaç kere dolandılar, kaç kere karanlığın içinde yön aradılar, kaç kere geri dönmeyi düşündüler, bilinmez.
Fakat geri dönüş yolu yoktu.
Bu yüzden yaşadılar.
Çoğaldılar.
Çocukları oldu. Çocuklarının çocukları oldu.
Buzun altında şehirler kurdular. Mağaraları genişlettiler. Taşı kestiler. Demiri işlediler. Suyu tuttular. Ateşi korudular.
Sonra zaman geçti.
Gel zaman, git zaman, kuruldu düzen, oldu bahar.
Taştı nüfus. Dışarı doldu dağlar. Bölük bölük obalar kuruldu.
Yüce Yaratıcı izin verdi, yükseldi binalar, küçüldü duvarlar, gözüktü güzel ovalar.
Kutuptan çıktılar.
Dünyaya yayıldılar.
Bir kolu doğuya gitti. Bir kolu batıya. Bir kolu denizi aştı. Bir kolu arzı turladı.
Kimi büyük nehirlerin kenarında kaldı. Kimi dağların gölgesinde yurt tuttu. Kimi çölde şehir kurdu.
Ve sonradan insanlar onların yaptığı şehirleri gördüler.
Mısır dediler.
Maya dediler.
Aztek dediler.
Çin dediler.
Mu dediler.
Atlantis diye başka bir ad verdiler.
Oysa adlar değişirdi.
Taş aynı taştı.
Gök aynı göktü.
Onların izi aynı izdi.
Han kurdular. Balık tuttular. Denizleri geçtiler.
Bir yere ad koydular.
Hanbalık dediler.
Başka yere şehir kurdular.
Başka yere kale yaptılar.
Her yerde bir düzen bıraktılar.
Tekerlek yaptılar.
Ve bugün insanın aklına sığmayacak kadar eski zamanlarda tekerleklerini toprağın üzerine sürdüler.
Sonra yağmur yağdı.
Sonra kum geldi.
Sonra buz geldi.
Sonra dağlar değişti.
Ama izler kaldı.
Milyar yıllık tekerlek izleri gibi toprağın hafızasında kaldı.
Ey bugün yaşayan!
Toprağa bak.
Taşın sustuğunu sanma.
Taş konuşur.
Fakat insan dinlemeyi unutmuştur.
Çok zaman geçti.
Büyük kaoslar çıktı.
İhtiyarlar çare buldu.
Ukleer Tom taşıdılar. Unese arza yakıt yaptılar. Uçup geldiler, kondular. Yıllarca taş taşıdılar.
Göğe çıktılar.
Denize indiler.
Dağları deldiler.
Kürreyi dolaştılar.
Okyanuslara, kıtalara komutanlar gönderdiler.
Kimi kral oldu.
Sonrakiler onları tanrı diye andılar.
İşte ilk büyük yanlış burada başladı.
İnsanı tanrı sanan, kendi aklını da küçültür.
Çünkü insanın yaptığı büyük iş, onu Yaradan yapmaz.
Onlar geldiler, yaptılar, öğrettiler ve gittiler.
Fakat halk onların hikâyelerini unutmadı.
Zaman geçtikçe kral tanrı oldu.
Komutan tanrı oldu.
Bilge tanrı oldu.
Bir zamanlar insan olanlar, sonra göğün çocukları sayıldı.
Böylece gerçek ile masal birbirine karıştı.
Sonra İblis geldi.
Açık kapıdan değil.
İnsanın aklından girdi.
Korku saldı.
Şüphe saldı.
Kardeşi kardeşe düşürdü.
Birine diğerini düşman gösterdi.
Kimi insana kendi soyundan utanmayı öğretti.
Kimi insana başkasının kanını üstünlük saydırdı.
Kimi insana gücü erlik diye öğretti.
Kimi insana kan dökmeyi zafer diye anlattı.
Oysa kan akıtmak erlik değildir.
Kan akıtmak kolaydır.
Asıl erlik, elindeki gücü tutabilmektir.
İblis türlü hile kurdu.
Kimi zaman savaş çıkardı.
Kimi zaman açlık.
Kimi zaman yalan.
Kimi zaman kibir.
Kimi zaman da insanın kendi geçmişini unutturacak kadar büyük bir korku.
İnsanlar birbirine baktı.
Birbirini tanımadı.
Aynı topraktan gelenler birbirini yabancı bildi.
Böylece büyük düzen bozuldu.
Ey taş yazıyı okuyacak kişi!
Korkma.
Taşta gördüğün kara yazı seni korkutmak için değildir.
Karanlık günleri hatırlatmak içindir.
Çünkü geçmişini bilmeyen aynı karanlığa tekrar girer.
Korkutma değil, uyarıdır bu.
Taşın karası, gecenin karasıdır.
Gök kubbe ise şahittir.
Yer şahittir.
Denizler şahittir.
Buzun altında kalan eski şehirler şahittir.
Toprağın altında kalan tekerlek izleri şahittir.
Bir zamanlar burada yaşayanlar şahittir.
Milyar yıllar geçti.
İlyar yıl geçti.
Sökmen öldü.
İlmen öldü.
Betmen öldü.
Nice han öldü.
Nice şehir öldü.
Nice ordu dağıldı.
Fakat Sırlı Cadı ölmedi.
Çünkü onun bedeni değil, hileleri yaşadı.
İnsanlığın içine kaos oldu.
Toz oldu.
Kum oldu.
Buz oldu.
Ey Türk, seni yuttu.
Çok kaos seni hırpaladı.
İlini, geçmişini tırpaladı.
Sen bilmedin.
Sen göremedin.
El almış erler sana diyemedi.
Nice nice tekerlek izlerin vardı.
Sana kimse gerçeği demedi.
Sen unutuldun.
Gördün ama akıl edemedin.
Ata izi tanıdık geldi.
Yol bilindik geldi.
Yürüdün.
Tırmandın.
Kürenin kovuğundan çıktın.
Denizlerde, uzak illerde üsler kurdun.
Her üs bir ilin başı oldu.
Sonra böbürlendin:
"Benim gücümü kim yıkabilir?"
İşte o söz söylendiğinde yıkılışın kapısı açılır.
Çünkü kibir, kalenin içindeki gizli kapıdır.
Bazı kağanlar gazaba uğradı.
Halkı yaşadı.
Han seçtiler.
Yurt seçtiler.
Tekrardan yükseldiler.
Ne zaman kağan yoldan çıksa, cezalandırıldı.
Us tutan, kovuktan gökten ödüllendirildi.
Çünkü töre yalnız kağana değil, kağan da töreye bağlıydı.
Gök kubbe dinler.
Yer secde eder.
Bu nizam böyle kurulur.
Böyle gider.
Fakat nizamın ayakta kalması için insanın kendi nefsini yenmesi gerekir.
Ey Türk!
Sen yalnız kandan ibaret değilsin.
Sen yalnız addan ibaret değilsin.
Sen bir hatıranın taşıyıcısısın.
Yol senindir.
Soy senindir.
Us senindir.
Kös senindir.
Fakat bunları kibir için değil, emanet için taşı.
Buzun arkasındakilerle bir değilsin diye başkasını düşman sayma.
Zar delindi.
Irk karıştı.
Dünya birbirine karıştı.
Sınırlar değişti.
Fakat insanlığın özü yalnız kanla ölçülmez.
Asıl mesele, insanın ne yaptığıdır.
Kökünü bilen, başkasına zulmetmez.
Kökünü unutan, kendi gölgesine bile düşman olur.
Sonra başka bir oyun kuruldu.
Sana benzeyenler geldi.
Senden olmayanlar.
Kanını emdiler süt içer gibi.
Yakıp geçtiler yel eser gibi.
Kadınların umutsuz kaldı.
Kızların esir oldu.
El yüz kan rengine boyandı.
Onlar bunu erlik sandılar.
Oysa erlik değildi.
Bu hırsızlıktı.
Bu zulümdü.
Bu İblis'in eski oyunuydu.
Ey gelecek kuşak!
Bunu unutma:
Kan akıtmak erlik değildir.
Birinin yurdunu almak büyüklük değildir.
Bir kadını esir etmek zafer değildir.
Bir çocuğu korkutmak güç değildir.
Güç, elinde imkân varken zulmetmemektir.
Lanet okunsun tuzağa düşene değil yalnız.
Tuzak kurana da.
Aslına yabancılaşıp kendi vicdanını satanlara da.
Fakat unutma:
Kökü sağlam olan kutlu ulu çınar bir gün yeniden silkinir.
Bir yaprak düşer.
Bir dal kırılır.
Fakat kök yerindeyse ağaç ölmez.
Bir gün yeniden büyük kaos geldi.
Gökyüzü karardı.
Denizler kabardı.
Dağlar ateş püskürttü.
Buzlar çözüldü.
Şehirler sustu.
Kimi gitti.
Kimi döndü.
Kimi yalnızca hikâye bıraktı.
Kimi hiç iz bırakmadı.
Ve o büyük uygarlığın yöneticileri bir daha görünmedi.
Halk onları bekledi.
Sonra zaman geçti.
Beklemekten yoruldular.
Onları önce kahraman sandılar.
Sonra kutsal saydılar.
Sonra tanrı diye andılar.
Fakat taşlar gerçeği sakladı.
Çünkü taş bilir:
Tanrı olan gökte kalır.
İnsan olan ölür.
İnsan yaptığı eserle hatırlanır.
Fakat Yaradan yaptığı eserle değil, varlığın kendisiyle bilinir.
İşte böylece ilk çağ kapandı.
Mu'nun sesi sustu.
Eski Çin'in yolları değişti.
Mısır'ın taşları kaldı.
Maya'nın gölgeleri kaldı.
Aztek'in şehirleri kaldı.
Kutupların altında daha eski kapılar kaldı.
Denizlerin altında unutulmuş yollar kaldı.
Çöllerin altında şehirlerin kemikleri kaldı.
Ve toprağın altında milyar yıllık tekerlek izleri kaldı.
İnsan ise hâlâ soruyor:
"Kim yaptı?"
Taş cevap vermiyor.
Çünkü taşın cevabı başka:
"Önce kim olduğunuzu öğrenin."
Tarih yeniden yazılır taştan.
Baş başa verdik.
Vazgeçtik yaştan.
Ne yalan söner,
ne o eski köz.
Bizimle başlar her yeni söz.
Sıfır bir ile yazıldı bu destan.
Ne korku kaldı,
ne yorgun fistan.
Çıktık o delikten.
Vardık zafere.
Boyun eğmeyiz artık hiç kimseye,
hiçbir yere.
Mühür vuruldu kâinata.
Silindi yalan.
Geriye bu destan kaldı.
Bir de kalan.
Kutlu töz yerinde.
Ocağın ateşi harlı.
Bu sefer dönüşümüz eskisinden de karlı.
Ey gelecek kuşak!
Bunları oku.
Fakat yalnız okumakla kalma.
Akıl et.
Kağanını seçerken akıl et.
Düşmanını seçerken akıl et.
Dostunu seçerken akıl et.
Korkarken akıl et.
Öfkelenirken akıl et.
Çünkü İblis'in en büyük silahı insanın kendi öfkesidir.
Kendi korkusudur.
Kendi kibridir.
Bir insan bunlara yenilirse büyük orduya da gerek kalmaz.
Kendi kendini yıkar.
Sıfır birin yolcusu!
Uzayın ve yerin eri!
Yazıldı kader bir kere.
Dönülmez geri.
Kürre döndü etrafımızda.
Zaman eğildi.
Bu ne ilk fırtınaydı,
ne de son sefer.
Bilindi.
Gökten geldik.
Buzda saklandık.
Toprağa yayıldık.
Uygarlıklar kurduk.
Kendimizi unuttuk.
Tanrılaştırıldık.
İblis'in oyunlarına düştük.
Yıkıldık.
Tekrar yükseldik.
Ve sonunda öğrendik:
İnsan, geçmişini unutursa kendini yeniden kaybeder.
Fakat geçmişini bilir, aklını kullanır, töresini adaletle taşırsa hiçbir kaos onu sonsuza kadar yutamaz.
Gök üstümüzde olsun.
Yer altımızda sağlam olsun.
Akıl içimizde olsun.
Adalet elimizde olsun.
Kökümüz hatırımızda olsun.
Yolumuz açık olsun.
Ve taşlara bir gün yeniden yazılsın:
Sıfır sıfır sıfır sıfır sıfır bir.
Başlangıç yeniden başladı.
Bu kez unutulmasın.
Yorumlar
Yorum Gönder